Aliağa Belediye Meclisi Ekim Ayı Olağan Toplantısı’nda Yeni Parti Grup Sözcüsü İbrahim Doğangül, konuşmasının önemli bölümünü Soma’da yaşanan maden faciası, işçi güvenliği, belediye çalışanlarının iş güvencesi ve Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’ndeki çevre sorunlarına ayırdı. Doğangül, Gemi Söküm Bölgesi’nde 2025 yılında gündeme gelen 15 bin ton tehlikeli atık iddiasıyla ilgili İzmir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yetkilileriyle yaptığı görüşmeden aktardığı bilgileri de Meclis gündemine taşıdı.
Gözden kaçırmayın
Başkan Serkan Acar’dan ALTO’ya İade-i ZiyaretAliağa Belediye Meclisi Ekim Ayı Olağan Toplantısı’nda Yeni Parti Grup Sözcüsü İbrahim Doğangül, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Soma’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçileri anarak başlayan Doğangül, Halit Ersay, Kerim Ören, İsa Olcay, Ömer Karakaya ve Ramazan İnce için başsağlığı diledi.
Türkiye’de iş kazalarının ve iş cinayetlerinin önlenmesi konusunda daha etkin denetim mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu ifade eden Doğangül, sanayi kenti Aliağa’da görev yapan meclis üyeleri olarak işçi sağlığı ve güvenliğinin önemli bir sorumluluk alanı olduğunu belirtti.
Doğangül, konuşmasında:
Sözlerime, birkaç gün önce Soma’daki maden ocağında meydana gelen ve yüreklerimizi dağlayan o büyük acıyla başlamak istiyorum.
Ne yazık ki payımıza yine ölüm, yine gözyaşı düştü. Halit Ersay, Kerim Ören, İsa Olcay, Ömer Karakaya ve Ramazan İnce kardeşlerimizi, ekmek parası peşinde koşarken apaçık birer iş cinayetine kurban verdik.
Bundan yıllar önce, 301 madencimizi yitirdiğimiz o büyük Soma Katliamı'nın ardından "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" denmişti. Ama aradan geçen zamana bakıyoruz; hiçbir şey değişmedi! Türkiye’de hâlâ her gün ortalama beş işçi iş cinayetlerinde can vermeye devam ediyor.
Üstelik bu ülkenin adalet terazisi ne acıdır ki sağlıklı işlemiyor. Bu ülkede yazan, çizen, düşünen ya da siyasi muhalif olan insanlar fikirlerinden ötürü yıllarca hapis yatarken; kâr hırsıyla, ihmallerle insanların canına kıyanlar ne yazık ki aynı bedeli ödemiyor. Hukuk, işçinin canını alanlara karşı aynı kararlılıkla işletilmiyor. Sonuçta olan yine yoksul emekçilere, geride kalan acılı eşlere ve gözü yaşlı yetim çocuklara oluyor.
Bizler bir sanayi kentinde, emeğin merkezinde görev yapan meclis üyeleriyiz. Çok iyi biliyoruz ki hiçbir üretim hedefi bir insanın canından daha değerli olamaz. İşçilerin hayatta kalması bir şans veya kader değil; tavizsiz bir denetimin ve insani çalışma koşullarının sonucudur.
Yeni Parti Grubu olarak; hayatını kaybeden maden şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz. Aliağa Belediye Meclisi’nden yükselen bu sesin, sorumluların hak ettiği en ağır cezayı alması için bir adalet çığlığı olmasını diliyoruz.
Sayın Başkan, siz izne ayrılıp tatile gittiğinizde, arkada bıraktığınız ve yokluğunuzda Aliağa kamuoyunda çokça konuşulan bir işleminiz gündeme bomba gibi düştü: Bazı (belki de tüm) üst düzey yöneticilerden peşinen istifa dilekçesi almanız.
Bu konuda bizim partimizin duruşu, anlayışı ve ilkeleri son derece nettir: İşe alımlardan başlayarak kurum içindeki tüm terfi, atama ve görev değişikliği işlemleri, kişilerin inisiyatifine değil; liyakat esasına ve önceden belirlenmiş şeffaf kurallara göre yapılmalıdır.
Tüm çalışanlar örgütlü olmalı, eksiksiz bir iş güvencesine sahip olmalıdır. Bu belediyede hiç kimsenin işi, ekmeği ve kazanılmış hakkı tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak karara, onun keyfi inisiyatifine bırakılamaz!
Sizin yaptığınız bu antidemokratik işlemin hangi esasa göre ve neden yapıldığını bilmiyoruz; doğrusunu isterseniz bu hukuksuz yöntemin arkasındaki kişisel niyetler bizi çok da ilgilendirmiyor. Ancak konunun muhatabı olan bürokratlar ve çalışanlar haksızlığa uğradığını düşünüyorsa, yapılacak şey bellidir: Çıkıp bunu Aliağa halkıyla açıkça paylaşmak ve bu haksız işlemin iptali için derhal idari yargıda dava açmak!
Zaten sizin geçmiş uygulamalarınız arasında bu konuda çokça emsal var. Şu anda bu salonda, Meclis üyesi olarak yan yana oturduğumuz arkadaşlarımızdan bazıları, geçmişte sizin keyfi tutumlarınızın sonucu olarak ülkemizin en ücra köşelerine 'geçici görevlendirme' adı altında sürgün edildiler. Ama pes etmediler, idari yargı yoluna başvurdular ve hukuk mücadelesini kazanarak görevlerine geri döndüler. Çünkü onlar, arkalarında tam bir iş güvencesi barındıran 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa tabiydiler.
Fakat belediyemiz bünyesindeki çalışanların büyük bir kısmı maalesef o kadar şanslı değildi; güvencesiz oldukları için işlerinden oldular ve bir daha geri dönemediler. Bütün bu çağdışı, baskıcı uygulamaları geçmişinde taşıyan; bugün belediye bünyesinde neredeyse bir tane bile kadrolu personel bulundurmayan; tüm işçilerini ülkemizin en düşük ücretine layık gören ve onları örgütsüz, güvencesiz taşeron işçisi olarak çalıştıran bir belediye başkanı, çıkıp büyük bir rahatlıkla şunu söyleyebiliyor: 'Biz İzmir standartından dünya standartına geçiyoruz.'
Vallahi pes Sayın Başkan! Size söyleyecek söz bulamıyoruz. Bu tezatlığı görünce aklımıza sadece o ünlü Yeşilçam repliği geliyor: 'Ağam bizlen eğleniyy...'
Değerli Meclis Üyeleri; Dile getirmek istediğimiz, Aliağa'mızı yakından ilgilendiren diğer bir önemli konu ise çevre krizimizdir.
Geçtiğimiz pazar günü çevre örgütleri tarafından 'Aliağa'nın Çevre Sorunları ve Adil Dönüşüm' konulu çok önemli bir panel düzenlendi. Ben de o panelin konuşmacılarından biriydim. Konuşmama sağlıklı bir hazırlık yapabilmek amacıyla, yaklaşık iki hafta önce İzmir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne gittim. Aliağa'mızın kronikleşen sorunları ve bakanlık yetkililerinin sahada yaptığı çalışmalar hakkında birinci ağızdan bilgi aldım. Kentimiz adına son derece yararlı bir görüşme gerçekleştirdim.
Bu resmi görüşmede sorduğum sorulardan biri, daha önce tam bu kürsüden şahsınıza da yönelttiğim o kritik soruydu: 'Mayıs 2025 tarihinde, Aliağa Belediyesi zabıta ekiplerince Gemi Söküm Tesisleri bölgesinde vahşi depolama yöntemiyle etrafa saçıldığı tespit edilen 15 bin ton tehlikeli atığın akıbeti ne olmuştur?'
Bakanlık yetkilisinin bana verdiği resmi cevap aynen şu şekildedir:
'Bize bu konuda yapılmış hiçbir resmi başvuru yok! Biz de bu iddiayı ve açıklamayı herkes gibi basından öğrendik. Hatta Sayın Bakan bizzat bizi arayarak, "Nedir bu olay? 15 bin ton tehlikeli atık çevreye saçılırken siz uyudunuz mu, rutin denetimlerinizde bunu nasıl fark etmediniz?" diye hesap sordu. Bunun üzerine biz de derhal belediye başkanı ile temasa geçtik. Bu atıklar nerede? Hangi evsafta? Bize yer gösterin, bilgi verin dedik. Sonuç ne çıktı biliyor musunuz? O günün özel konjonktüründe, tamamen kamuoyu algısı oluşturmak için yapılmış afaki bir açıklamaymış bu! Nitekim savcılık da olayla ilgili cezai açıdan takipsizlik kararı verdi. Biz yine de bu vesileyle bölgede yaptığımız denetimlerde, çeşitli eksik ve yanlış uygulamaları saptadığımız dokuz firmaya idari para cezası uyguladık. Bunun dışında ortada 15 bin ton atık da yok, başka bir işlem de söz konusu değil.'
Sayın Başkan; 2025 yılı başlarına kadar bu mecliste Gemi Söküm Tesisleri’nde veya Aliağa'nın başka bir noktasında yaşanan çevre felaketlerini ne zaman dile getirsek, bize hep aynı kibirli tonla çıkışıyordunuz: 'Ben şehrime halel getirtmem, buraya verilerle gelin, dersinize çalışın, afaki konuşup Aliağa’mızın adını kirletmeyin' diyordunuz. Ne hikmetse, geçtiğimiz yıl Gemi Söküm Tesisleri’nin mülkiyeti TOKİ'den alınıp belediyemizin şirketi APAŞ'a devredildiğinde ve siz oradaki işletme sahipleriyle ticari/idari olarak ciddi sıkıntılar yaşamaya başladığınızda, Gemi Söküm Tesisleri birdenbire sizin için de 'Aliağa'nın kanayan yarası' oluverdi!
Meğer o dönem feryat figan ortaya attığınız '15 bin ton tehlikeli atık' mevzusu, tamamen o günkü siyasi ve idari sıkışmışlığın, konjonktürün eseriymiş. Daha üç ay önceki meclis oturumunda bu konuyu tekrar açıp, 'Bir gelişme var mı, son durum nedir, yazı yazdığınız ilgili mercilerden bir dönüş oldu mu Sayın Başkan?' diye sorduğumuzda, gözümüzün içine bakarak 'Takip ediyoruz' demiştiniz. Bakanlığın resmi beyanıyla gerçeği öğrendiğimizde aklımıza yine aynı replik geldi: 'Ağa bizlen eğleniyy...'
Değerli Meclis Üyeleri, ülkemizin genel yerel yönetim tablosuna baktığımızda, belediye başkanlıklarının fiilen üçe ayrıldığını görüyoruz:
1. Normal, hukuki ve idari işleyişin sağduyuyla sürdüğü belediyeler,
2. Her an başına bir şey gelme, seçilmiş iradesinin gasp edilmesi endişesiyle yaşayan, ancak her türlü baskı ve zorluğa rağmen halkına hizmet üretmeye çalışan belediyeler,
3. Ve bir de; hiçbir kural, kaide, hukuk tanımayan; hakkında açılmış soruşturmalar, Sayıştay denetçileri tarafından saptanmış onlarca usulsüzlük, hatta hüküm giydikleri ceza davaları olsa dahi hiçbir şeyden korkmayan; arkalarına aldıkları devasa bütçelerin yanında, çeşitli şirketlerin sponsorlukları ve merkezi idarenin sunduğu ayrıcalıklarla hiçbir ekonomik sıkıntı çekmeyen, çektirilmeyen korunaklı belediyeler.
Biz biliyoruz ki Aliağa halkı bu tiyatronun farkındadır. Size iyi eğlenceler Sayın Başkan, umarız ve dileriz ki bir gün, adaletin ve şeffaflığın sağlandığı o gün, bütün halkımızla birlikte hep beraber eğleniriz.
Yerel yönetimlerde seçilmiş iradenin, çalışanların haklarının, kamu kaynaklarının ve çevrenin korunmasının temel öncelikler arasında bulunması gerektiğini ifade eden Doğangül, Aliağa halkının yaşanan gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtti.
Doğangül, konuşmasının sonunda Yeni Parti Grubu adına Aliağa Belediye Meclisi’ni ve Aliağa halkını selamladı.










Yorumlar
Yorum Yap