‘Gerçeğin Öteki Yüzü – Fikr-i İsyan’ programında bu hafta; İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Avukat Murat Aydın ve Ege’de Sonsöz Genel Yayın Yönetmeni Ender Aldanmaz, Kabine’de yapılan yeni atamalar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmalar ve Buca Cezaevi arazisinin geleceğini tüm boyutlarıyla değerlendirdi.

Gözden kaçırmayın

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nden emeklilere 30 milyon lirayı aşan destekİzmir Büyükşehir Belediyesi'nden emeklilere 30 milyon lirayı aşan destek

Programda 79 bin metrekarelik Buca Cezaevi alanı ve bu alanın geleceği ele alındı. Bu alanın halkın malı olduğunu ifade eden İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, “Geçen hafta Büyükşehir Belediyesi ve Buca Belediyesi'nden 1/1000’lik imar planları geçti. Bu plana göre de bu arsanın yaklaşık yüzde 60'ına yakını bir inşaat alanı.

“19 MİLYAR LİRA NEYE GÖRE İSTENİYOR? AÇIKLANMALI”

Bu arada Bakanlık İller Bankası'na bu araziyi sattı. Sattığı için şimdi Büyükşehir tarafından İller Bankası’nın Büyükşehir Belediyesi'nden ‘eğer bu araziyi alacaksan bana 19 milyar lira ver’ dediği iddia ediliyor. Ancak bu 19 milyar lira neye göre istendi? Çünkü bakanlık İller Bankası'na bunu ne kadara sattı? Bunu da bilmiyoruz. Her şeyden önce burası İzmir'in nefes alacağı bir alan. Kesinlikle rekreasyon alanı, kent halkıyla buluşmak için değerlendirilebilir” dedi.

Buca Cezaevi alanı noktasında Büyükşehir Belediyesi’nin sıkıştırıldığını dile getiren Gappi, “Büyükşehir Belediye Başkanı 19 milyar lira gibi büyük bir rakamı ‘ben niye vereyim?’ diye soruyor. Ama o 19 milyarın nereden çıktığı açıklanmak zorunda. Çünkü geçen yıllarda Karşıyaka ve Bayraklı bölgesinde yaşanan yangınların ardından bu alanların bir kısmının Cumhurbaşkanlığı tarafından vasfı değiştirildi. Bunun üzerine Emlak Konut aynı araziyi Ankaralı bir firmaya geçtiğimiz günlerde 6 milyar lira bedelle sattı. 72 bin metrekarelik alana 6 milyar lira istendi, 6 milyar liraya satıldı. 79 bin metrekarelik alana Büyükşehir Belediyesi'nden 19 milyar lira isteniyor. Bu akıl almaz bir tezat. Eğer Buca Belediyesi AK Parti’li bir belediye olsaydı, burası Millet Bahçesi mi olurdu? Soruları da akıllara geliyor. İzmir halkı ve Buca cezalandırılıyor” diye konuştu.

YEŞİL ALAN OLMALI
Buca Cezaevi’nin halka ait bir yer ve kamusal alan olarak kalması gerektiğini vurgulayan Murat Aydın, “Tamamen yeşil alan olmalıdır. İmar planları yapılırken insanların mülkiyetlerinden kamusal kullanım için ayrılan parçaların birleşmesiyle oluşmuş bir alan. Yani baştan beri kamu adına oluşturulmuş bir yer. Sonra Hazine’ye kaydedildi, Hazine de Adalet Bakanlığı’na tahsis etti ve cezaevi yapıldı. Şimdi cezaevi yoksa yine kamusal kullanım olmalı. Çünkü en başta hepimizin malıydı, hâlâ öyle olmalı. Ancak 9 Eylül 2022’de, İzmir’in kurtuluşunun 100. yılı kutlanırken, Maliye Hazinesi burayı İller Bankası’na sattı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önce burayı rezerv alan ilan etti, sonra yoğun inşaat hakkı veren plan yaptı. Oysa böyle bir yetkisi yoktu. İzmir Büyükşehir Belediyesi dava açtı ve mahkeme rezerv alan kararını iptal etti. Böylece plan da iptal edildi. Bunun üzerine Büyükşehir Belediyesi burayı rekreasyon alanı yaptı. Bu önemli çünkü rekreasyon alanında mülkiyet sahibine yüzde 5 yapı hakkı tanınır. Böylece kamulaştırmasız el atma davaları engellenmiş olur. Belediyenin kamulaştırma zorunluluğu yoktu. İzmir kamuoyu da görüş bildirmeli. Ama temel ilke, Mülkiyeti kökeninde halka ait olan yer, halkın kullanımında olmalıdır” ifadelerini kullandı.

“BİZİM OLAN BİR YERİ NEDEN SATIN ALALIM?”
AK Parti Buca’yı almış olsaydı bu alanın büyük olasılıkla Millet Bahçesi olarak değerlendirileceğini söyleyen Aydın, “Bergama’da stat yıkıldı, Millet Bahçesi yapıldı ve işletme belediyeye verildi. Çünkü o dönem belediye AK Parti’liydi. Kemalpaşa’da da aynı örnek var. İnsanlar ister istemez şu soruyu soruyor: AK Partili belediye olunca farklı, CHP’li belediye olunca farklı mı davranılıyor? Burası İzmir halkına ait bir mülk. Maliye hazinesi aslında devletin hazinesi, dolayısıyla hepimizin hazinesi. Hepimizin orada payı var. Bizim olan bir yeri neden satın alalım? Mesele belediyenin yapması değil. İktidar millet bahçesi yapabilir, belediye işletebilir. Önemli olan halka ait bir yerin halkın kullanımında kalmasıdır” dedi.

MİLLET BAHÇESİ YAPILAMAZ MI?
Buca’da yeşil alanın çok az olduğunu ve bu bölgede herhangi bir doğal afet anında insanların toplanabileceği alanların bile çok kısıtlı olduğunu söyleyen Ender Aldanmaz ise, “Bu alanı çok iyi değerlendirme imkânımız varken, iktidarın İzmir’deki bazı temsilcilerinin de bu sürecin içinde ciddi payı olduğunu düşünüyorum. Adalet Bakanlığı lojman konusunda geri adım atmadı. Önceki dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in yürüttüğü bir süreç vardı. Yeni dönem belediye başkanı ise durumu farklı değerlendirdi. Başkan Cemil Tugay, “Ben de tamamının yeşil alan olmasını istiyorum ama belediyenin kamulaştırma bedelini ödeyemeyeceğini” söyledi. Hatta İller Bankası ile ters düşülmesi halinde belediyeye gelecek kaynakların kesilebileceğine dair ifadeleri de oldu” dedi.
2024 yerel seçimlerinde kent merkezinde AK Parti’nin Büyükşehir bazında en güçlü olduğu ilçelerden birinin Buca olduğunu hatırlatan Aldanmaz, “Hamza Dağ Buca’da birinci çıktı. Kent genelinde AK Parti yaklaşık 1 milyon oy alıyor. 1 milyon oy alınan bir şehirde böyle bir alan millet bahçesi ya da park olamaz mı? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı burayı yeşil alan ilan edebilir, belediye park yapabilir ve işletebilir. Bu gayet mümkün. Buca’da yeni betona ihtiyacımız yok; yeşil alana ihtiyacımız var” diye konuştu.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ATAMASI DAHA ÖNEMLİ
Programda; Kabinede yaşanan görev değişikliğiyle ilgili de konuşan Avukat Murat Aydın, Cumhurbaşkanlığı Kabine’sinde Adalet Bakanı olarak Akın Gürlek’in göreve gelmesinin sürpriz olmadığını, yargı camiasında olanların uzun zamandır beklediği bir gelişme olduğunu ifade ederek “Bu iki atamanın, ben en çok iktidarın küçük ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’ne verilmiş bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Çünkü giden iki bakanın yerine gelen iki bakana baktığımızda AK Parti’nin bu iki bakanlığa daha fazla hâkim olma çabası içerisinde olacağını düşünüyorum” dedi.

Yeni atamaları büyük bir değişim olarak nitelendirmeyen Aydın, hatta bu değişikliği olumlu bile gördüğünün altını çizerek, “Akın Gürlek tarafından yürütülen İstanbul Başsavcılığı’ndaki soruşturmaların siyasi bir soruşturma olduğunu, siyasi saiklerle yapıldığını, derdin adalet falan olmadığını hep söylüyorduk. Bu ortaya çıkmış oldu. Akın Gürlek artık başsavcılığın kendisine sağladığı konforlu ve güvenli ortamdan çıktı. Gürlek, Adalet Bakanlığı’na geçmesiyle İstanbul’daki gücünü ve İstanbul davaları üzerindeki etkisini kaybedecektir. İçişleri Bakanlığı’ndaki çok daha büyük ve önemli. Çünkü oradaki milliyetçi kadrolar bakımından hiç de benimsenmeyecek bir bakan görevlendirmesi yapıldı. Doğrusu ben bu konudaki atamada ‘ne olacak?’ sorusunu CHP’lilerin değil, daha çok MHP’lilerin sorması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

“ADALETE OLAN GÜVENİ ARTIRACAK İCRAATLERİ OLMALI”
Gazeteci Ender Aldanmaz ise devletin en kritik iki alanında yaşanan değişimin uzun süredir tartışıldığını dile getirerek, “Akın Gürlek, uzun zamandır CHP’nin, özellikle İstanbul iddianamesi, Beşiktaş, Antalya ve Adana iddianameleri nedeniyle ciddi biçimde hedef aldığı bir isimdi. Burada eleştirileri Cumhurbaşkanı Erdoğan göğüsledi ve tercihini Akın Gürlek’ten yana yaptı. Bu, ‘şahin’, sert bir atama olarak değerlendirilebilir. Burada bizim için önemli olan, adalete olan inancımızın artmasıdır. Yani adalete olan güveni artıracak icraatlar içerisinde olup olmayacağıdır. Eğer beklentilerin üzerinde bir performans sergileyemezse, zaten tartışmalı bir isim olduğu için o tartışmaların daha da artacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak göreve gelmesinin ardından İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de tartışma yaşandığına, Başkanın oturuma ara verdiğine dikkat çekildi. Ender Aldanmaz, “Belediye meclisleri adeta ‘kişisel bir halkla ilişkiler alanına’ dönüştü. Kentin bu kadar sorunu varken, bu kadar sıkıntısı varken, Meclis’te neden Akın Gürlek’i tartışıyoruz? Gündem dışı maddelerde, dilek ve temenniler bölümünde neredeyse herkes kentle doğrudan ilgisi olmayan konular hakkında konuşuyor. Meclis üyelerinin sosyal medyalarını da takip ediyorum, bu kısımlar reels olarak paylaşılıyor. Muhalefet bu şekilde mi yapılacak?” diye konuştu.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi de Türk halkının yaşadığı son olaylara, üst üste gelen davalara ve özellikle Akın Gürlek’in önceki performansına bakıldığında umut ve inancın gittikçe azaldığını belirterek, Kabine değişiklikleriyle beklentinin, ülkenin daha doğru, daha düzgün ve daha adaletli bir şekilde yönetilmesi olduğunu vurguladı.

İZBETON SORUŞTURMASINDA YENİ GÖZALTILAR
Programda, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin 17 farklı dosyayı istediği ve iki ayrı soruşturma başlattığı da gündeme geldi. İzBeton soruşturması kapsamında son olarak 21 kişinin gözaltına alındığını ifade eden Gappi, “Sürecin hangi aşamada olduğu bilinmeden, kamuoyunda büyük yankı oluştu. Ancak detaylar ortaya çıktıkça gözaltına alınan kişilerin kadroları ve dosyanın içeriği konuşulmaya başlandı. ‘Nitelikli dolandırıcılık’ gibi ağır bir başlık altında ele alınan konuların aslında dönüşüm sözleşmeleriyle ve sigorta primleriyle ilgili olduğu görüldü” dedi.

RAPORDA ZİMMET, DOLANDIRICILIK GİBİ BİR SUÇ TESPİTİ YOK
Gözaltıların dayanağının sözde bilirkişi raporu olduğunu dile getiren Murat Aydın, şunları söyledi:

“Tartışılan konu sözleşmelerin uygulanmasına ilişkin. Peki bilirkişiler kim? İkisi mali müşavir, biri makine mühendisi, biri inşaat mühendisi, biri mimar. Hukuki tartışmayı makine mühendisi, mimar ve mali müşavirle mi yapacağız? Savcılık bu raporu aldığı anda, Tunç Soyer’i, Heval Savaş Kaya’yı ve Şenol Aslanoğlu’nu serbest bırakmalıydı. Çünkü bu rapor, tüm eksikliklerine rağmen, onların sorumluluğunun olmadığını bir kez daha gösteriyor. Raporda zimmet, dolandırıcılık gibi bir suç tespiti yok. Primlerin kimin tarafından ödendiği ve kimin ödemesi gerektiğine dair bir tartışma var. Bu iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanına girer. Buradan hangi suçu üreteceksiniz de organize suç ve tutuklu yargılama yapacaksınız? Suç olmadığını görüyorlar. Sigortan başka bir yerden yatırıldı diye insanları gözaltına alıyorsunuz. Üstelik raporda, kişinin çalıştığı yerin sigortayı yatırıp yatırmaması gerektiğine dair bir sorun da yok. İş hukuku açısından da ceza hukuku açısından sorun yok. 300 sayfa rapor okuduk. Size anlatabileceğim 30 satırlık somut bir suç unsuru yok içinde. Gözaltına alınanlara sorulan sorular, İzBeton yönetimi ve kooperatif yöneticileriyle ilgili. Amaç oraya ulaşmak, gözaltı üzerinden baskı kurup, tırnak içinde ‘konuşturmak’ ve mevcut tutuklamalara bir haklılık zemini oluşturmaya çalışıyorlar. Ama yok. Bu süreç, nitelikli dolandırıcılık algısını pekiştirmek için yürütülüyor. Ancak içi çok boş.”

“BU DAVA SEÇİM MALZEMESİ Mİ OLACAK?”
Son operasyonu ikinci dalganın artçısı olarak değerlendirdiğini ifade eden Aldanmaz ise, “Bu artçılar devam edecek. Çünkü hâlâ Örnekköy Kooperatifi ile ilgili süreçler sürüyor. Diğer kooperatiflerle ilgili de yeni dosyalar gündeme gelebilir. Bu da sürecin uzaması, belki tutukluluk sürelerinin uzaması demek. Davanın tartışılmasının sürekliliği sağlanıyor gibi görünüyor. Erken seçim ihtimali konuşulmaya başlandı. Benim aklıma gelen soru şu: Bu kooperatif davası bir seçim malzemesi mi olacak? Çünkü bu durum siyaseten kullanışlı bir malzemeye dönüşmüş durumda” diye konuştu.